Sayfalar

21 Aralık 2010 Salı

Şimdi öyle yorgunumki
Sana anlatacaklarımdan yorgun
Ama bir bilsen anlatamadıklarımı
Şimdi Öyle suskunum.
Kendimi affetmek istiyorum
Ya olmaz falan
Ama pişmanlık yasasından yaralanmak
Kendimi affetmek istiyorum
Yapamadıklarımdan
Anlatamadıklarımdan
İnandıramadıklarımdan yorgunum
Ardımda bir ot yığını
Güneşte kavrulmuş gibi
Kime söylesem bilmem ki
Konuşamadıklarımı Güneşe mi kime
Hepsi kral hepsi düzmece
Çok ince menfaatleri mi
Yoksa çok inceliklerimi anlatsam
Yorgunum şimdi.
Başımda telaş
Önünde kayalıklar
Aşamadıklarımı yaşıyorum
Yorgunum şimdi çok yorgun
Bir çocuğun çığlığına bile sallanmam
Bin ker yorgunum
Kime ne deyim
Geri kalmışlıklara yanmam Yanamam
Bir fırtına olsaydım şimdi
Yüksek yerlerden esen.
Islık çaldırırdım koca çınarları
Yorgunum çok yorgunum

5 Ekim 2010 Salı

Bak Bir Varmış Bir Yokmuş

Bir varmışlar bir de yokmuşlar. Yokmuşları kurcalamaya gerek yok. Onlar zaten yok. İşte sorun buradan başlıyor. Varmışlar var olduklarını bilemediğinden.Var olduklarını bilebilen varmışların uğraşları var olduklarını anımsatmaktan ileriye gidemiyor.
Olaya bu noktadan yaklaşırsak sorunlardan uzaklaşmış oluruz. Çok güzel şeyler olacak. Olacak da, olası mı acaba. Olacak olan olacaktan geriye gidiyor. Olacaktan ileriye gidemeyen olacak olmayacak olacaktır. Olacak olanın olacak kalması olmayacaka çok yakın düşer.
Şimdi olayın özüne inersek kabuğunu es geçmiş oluruz. Öz ile olay arasındaki kabuk her şeyi anlatıyor aslında. Neden derseniz özü örten kabuktur. Kabuğu geçersek öze olayın rengini anlamak daha kolay olacak. Olayın rengi aslında ap açık fakat yokmuşlar renk körü varmışlar bakar kör olursa, olayın rengi çok değişken olur. Bir bakmışın çok ergen bir bakmışsın oraya kondu, bir de bakmışsın bakamamış sın. Bakanlar asıl olanlar değil. Basındaki şapka daha iyi bakmış. Bakanlar açılır baştaki bakan görür.
Neyse es deli poyraz es. Hani dünyanın yedi hali var derler ya hah!!! İnanma!!
dünyanın iki hali var. Gece ve gündüz. Gerisi yağmurlu günler.